Âşıklık geleneğinde sık anlatılan bir motif vardır: âşık, rüyasında kendisine sunulan bir içecekle söz söyleme yeteneği kazanır.
Bu anlatı yalnız bir efsane değildir; toplumsal bir işlevi vardır.
Birinci işlev meşrulaştırmadır. Şiir söyleme yeteneği öğrenilmiş bir beceri değil, verilmiş bir armağan olarak sunulur.
İkinci işlev sınırlamadır. Herkes âşık olduğunu iddia edemez; anlatı, geleneğe giriş için bir eşik oluşturur.
Üçüncü işlev ise ad koymadır. Rüyada verilen mahlas, âşığın sanat adı olur.
Geleneğin içinden bakıldığında bu anlatı gerçeklik iddiası taşır; dışarıdan bakıldığında bir kabul töreninin anlatıya dönüşmüş hâlidir.
Kursiyer için önemi şudur: halk müziğinde eser, kişisel bir üretimden çok bir geleneğe katılma biçimi olarak görülür.
Bu bakış, icrada da karşılık bulur. Kursiyer eseri kendi buluşuyla değil, aktarılan biçimiyle öğrenir; kendi katkısı sonra gelir.
Önce aktarım, sonra yorum sırası bu nedenle geleneğin kendi mantığından çıkar.
Derslerimizde eserler önce kaynak kayda sadık biçimde öğrenilir, yorum ikinci aşamada ele alınır.