Âşık sözcüğü halk müziği çevresinde sık kullanılır, ancak tanımı çoğu zaman bulanık kalır.
Âşıklık üç işi bir arada yapmaktır. Birincisi söz üretmektir; âşık kendi şiirini kendi söyler.
İkincisi ezgi kurmaktır. Söz, hazır bir kalıp ezgiye oturtulabilir ya da yeni bir ezgiyle birlikte doğar.
Üçüncüsü çalgıdır; sözünü kendi sazıyla taşıyan kişi âşıktır. Yalnız söyleyen kişi ise icracıdır.
Bu üç işin bir arada yürütülmesi, âşıklığı hem şairlik hem müzisyenlik yapan bir uğraş hâline getirir.
Geleneğin kendi içinde de kademeler vardır. Usta yanında yetişen çırak önce dinler, sonra ustasının repertuvarını öğrenir.
Kendi sözünü söylemeye başladığında mahlas alır ve bu mahlas şiirin son dörtlüğünde geçer.
Kursiyer açısından bu bilgi bir ayrım sağlar: çalınan bir eserin âşık ürünü mü, anonim bir türkü mü olduğu, icra biçimini doğrudan etkiler.
Âşık ürününde söz belirleyicidir; anonim türküde ise ezginin yöresel biçimi öne çıkar.
Derslerimizde repertuvara giren her eserin kaynağı ve türü, çalışmaya başlamadan önce belirlenir.