Bağlamanın tarihine bakarken karşımıza çıkan ilk figürler sanatçı değil, toplumsal görev taşıyan kişilerdir.
Kaynaklarda ozan, baksı ve kam gibi adlarla anılan bu kişiler, sözü ve ezgiyi bir arada kullanır.
Görevleri çok yönlüydü. Topluluğun tarihini anlatmak, törenleri yönetmek ve haber taşımak bu görevin parçalarıydı.
Çalgı bu işlerin aracıydı; gösteri için değil, anlatının taşıyıcısı olarak kullanılıyordu.
Bu köken, halk müziğinde sözün neden bu kadar merkezde durduğunu açıklar.
Çalgı hiçbir dönemde tamamen bağımsızlaşmamış, sözle birlikte var olmuştur.
İkinci miras aktarım biçimidir. Bilgi yazıyla değil, usta yanında yetişerek aktarılmıştır.
Üçüncü miras ise işlevdir. Bugün de âşıklık geleneğinde çalgı, kendi başına bir amaç değil anlatının aracıdır.
Kursiyer için bu tarihin pratik karşılığı vardır: repertuvarın büyük bölümü sözlüdür ve sözsüz çalınmak üzere yazılmamıştır.
Saz eserleri ise sonradan gelişen ve göreli olarak yeni bir alandır.
Derslerimizde çalgı tarihi, bugünkü repertuvar dengesini açıklamak için anlatılır.